Türkiye’nin en büyük sorunu ve hem ekonomik hem de rejim açısından bu kadar karmaşanın ve sıkıntının oluşmasının nedeni ulusal sermayesinin ve buna bağlı olarak da ulusal burjuvazisinin oluşmamasıdır.

Türkiye’deki burjuvazinin yabancı firmaların ülkedeki ortağı ya da alt satıcısı olması ve buna bağlı olarak da büyük tüccar ve sanayicisinin büyük çoğunluğunun “Lümpen” olması, üretim ekonomisinden çok, faizcilik, AVM’cilik, ihale simsarlığı, komisyonculuk gibi işlerin, ülke burjuvazisinin önemli bir gelir kapısını oluşturması sonucunu doğuruyor. Bu ekonomik ilişkiler ağı da Lümpen ara ve üst burjuvazinin en yaygın, en tipik formu olan profesyonel politikacıları, “müteahhitler” ile “belediye ileri gelenlerini” oluşturuyor.

Hal böyle olunca yani kurumlar da lümpenleşince ortaya, birbirini besleyen ekonomik ve siyasi çıkar ilişkileri ağı çıkıyor. Türkiye’de ve özel olarak İzmir’de siyaseti yorumlarken bu “Lümpen Burjuvazi” ilişki ağını göz ardı etmemek gerek.

Çarşamba günü kısmen Türkiye’nin ve özellikle de İzmir’in gündemine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun CHP Genel Merkezi’ne giderek bir kez daha aday adaylığını ilan etmesi oturdu. Doğal olarak herkeste büyük bir şaşkınlık oluştu. Çünkü Kocaoğlu daha bir daha aday olmayacağını duyurmuştu. Siyasetle uğraşanlar ve diğer İzmirliler olaya daha çok etik açısından yaklaşarak bu yeniden dönme isteğini ayıpladılar.

Aziz Kocaoğlu 1 Ekim’de yeniden aday olmayacağını açıkladığında aslında kendisinden sonra aynı sınıfın (Lümpen Burjuvazi) temsilcisi, kendinden çok da farklı olmayan birinin adaylığını kabul ettireceği düşüncesindeydi. Bu isimler de muhtemelen öncelik sırasına göre Alaaddin Yüksel, Olgun Atila, Mehmet Gönenç ve benzerleriydi. Yani İzmir Lümpen Burjuvazisinin temsilcileriydi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Çünkü CHP Genel Merkezi de İzmir de Kocaoğlu’nun sağ tandanslı belediyeciliğinden ve lümpen anlayışından sıkılmıştı. Onun yerine insan odaklı, üreten, yeşili, çocuğu, tohumu, doğayı, geleceği kısaca sol değerleri temsil edecek bir belediyecilik anlayışını yaşama geçirmek arzusundaydı.

İşte tam da bu anda Kocaoğlu ve temsil ettiği sınıf için harekete geçme gerekliliği doğdu. Yani Kocaoğlu kendi kişisel isteği ile değil ait olduğu sınıfın İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki iktidarının sürmesi için bu hamleyi yaptı.

CHP yönetimi bir yol ayrımında: Ya CHP’li bürokratların yöneteceği ve yukarıda saydığımız insanı odaklı sosyal demokrat belediyeciliği hakim kılmak için Kocaoğlu’na dur diyecek, ya da “Lümpen Burjuvazi”nin İzmir’i tanınmaz hale getirmesine seyirci kalacak.




 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.