banner135

Bir hayata dokunmak...


Her çocuk adeta bembeyaz bir melek olarak doğar. Onu renklerle boyamak ve değiştirmek ise biz insanlara düşer. Bazılarına pembeler ve mavilerin saflığını, bazılarına turuncular ve yeşillerin enerjisini, hareketini veririz. Ama bazılarının payına ise siyahlar düşer. Grilerle bezenir hayatları… Mutsuzluktur siyah… Fırtınalı bir gökyüzü gibi hüzündür gri… Unutmayın, onların hayatını dokunuşlarımızla ‘bizler’ renklendiririz. Bir Hayata Dokun Derneği, işte yolları bu siyah ve grilerle kesişen hayatları; yeşillerle, mavilerle, turuncularla ve hatta pembelerle boyamak adına çalışmalarını sürdürüyor. Dernek hakkında bilgi veren Dernek Başkanı Burcu Bostancıoğlu, “Bağımlılık yaşı artık 9’a düştü” diyerek, konunun ne kadar önemli olduğunun bir kez daha altını çiziyor.
 
 
 
“Son zamanlarda okuduğum, araştırdığım yerlerde tüyler ürpertici sonuçlarla karşılaşıyorum” diyen Bostancıoğlu, “Okul önlerinde, mahalle aralarında çocuklar o kadar çok tehlike ile karşılaşıyor ki… Bunun artık ucu bucağı yok. Çevre bu konuda çok önemli. Kişileri siz bulundukları kötü çevreden soyutlayamaz ve onlara yeni bir hayat sunamazsanız dönüp dolaşacakları yer hep aynı olur. Biz dört yıldır ciddi sorunlarla mücadele eden bir derneğiz. STK’lar maalesef çok fazla destek gören topluluklar olmuyor. Sadece İzmir için değil, bunu tüm Türkiye için söylüyorum. Geçmişte yaşanan bir takım olumsuz olaylar tüm STK’ları da etkiledi. Dört yıl içinde mücadelemizi sürdürmeye devam ettik. Yine de bu sürede 29 çocuğu üniversitelere hazırladık. Ücretsiz üniversiteye hazırlık kursları verdik. Kimse elini cebine atmadı; önemli olan zaten para değildi. Sevgiydi, aşktı…” diye konuştu.
 


“ELLERİ EKMEK TUTTU”
Dernek çatısı altında hepsi akademisyen olarak yedi kişiyle hayatlara dokunduklarını ifade eden Bostancıoğlu, “Her birimiz 1-2 saat çocuklarımıza ders verdik, üniversite sınavlarına hazırladık. Ciddi bir ders programı yaparak çocukların bu programa uymalarını sağladık. Çok iyi sonuçlar elde ettik. Bugün Türkiye’nin her yerinde okuyan bir çocuğumuz var. Herkes elini taşın altına koyabilir, bunlar çok zor şeyler değil. Hayatta her şey için para gerekmiyor. Mutluluk parayla satın alınmaz. Onların telefonu kaldırıp ‘Hocam, ben bu okulu kazandım’ demesi, onların sesinin gülümsemesini duymak inanın tüm zorluklara değer. Bu bir öğretmenin bir kurumun yaşayabileceği en büyük mutluluktur. Bunların hemen arkasından eş zamanlı 75 kadına İŞKUR ve halk eğitim merkezleri ile bir program yaparak evde çocuk yetiştirme eğitimi, verdik. O dönemde şu anda olduğu gibi kadına şiddet konusu çok yüksekti. Biz bir sivil toplum kuruluşu (STK) olduğumuz için kendimiz araştırıp buluyoruz. Şu anda 20’nin üzerinde kadın, evde veya kurum ve kuruluşlarda çocuk bakıyor. Hepsinin de eli ekmek tuttu” diye konuştu.
 
 
 
“BİZ DE YAPABİLİRİZ”
Derneklerinin üçüncü ve belki de en önemli bacağının ise ‘madde bağımlılığı’ olduğunu dile getiren Burcu Bostancıoğlu, “Ben doktoramı bu alanda yaptım. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde ‘Sanatın İyileştirici Gücü’nü araştırdım ve doktora tez konum ise, ‘Resim terapisinin madde bağımlısı gençlerimizin sosyal uyumlarına etkisi’ üzerineydi. 3.5 yıl benim hedef kitlem denetimli serbestlik durumunda cezai zorunluluklarını yerine getiren 15-24 yaş arası genç gruptu. ‘Bu çocukları sanatla rehabilite edebiliyor muyuz? Onları sanata yakın, maddeden uzak tutabiliyor muyuz? Ya da bunu ne derecede başarabiliriz?’ konularını araştırdım. Avrupa’da bu konuyla ilgili ciddi bir başarı var. Onlar yapabildiyse biz de yapabiliriz düşüncesiyle doktora projemi gerçekleştirdim ve sonunda da istatistik veriler aldım. Çok yüksek oranda başarı elde ettiğimizi gördük” sanatın iyileştirici bir gücü olduğunu deneyimlediklerini söyledi.
 


BU BİR DÖNGÜ GİBİ…
Bu süreç içerisinde çocuklarla bire bir veya grup çalışması ile maddeye bulaşma sürecinde çocukların temel problemlerini gözlemle şansı elde ettiğini ifade eden Bostancıoğlu, “En önemli neden sevgisizlik. Ailede, bulunduğu yerde kabul edilememe… Bunun dışında yakın arkadaş çevresi çok önemli. Her zaman duyarız ya ‘Bir kereden bir şey olmaz’ cümlesini… Onlar bir yere ait olma düşüncesi ile yanlış çevreye ve onların yanlış desteklerine kapılıp bu hayata savruluyorlar. Liderlik yapabilme arzusu; bu durum çok önemli. Çünkü ergenlik döneminde başlıyor bu süreç. Bu tarz olgularla yanlış davranışlara kapılarak birbirini sürükleyen olumsuz bir yaşantı ağına kapılıyorlar. Daha sonra ya üstlerinde yakalanıyorlar ya da kullanırken. 2006 yasası gereği onlar sosyal yaşantıdan koparılmadan, normal hayatlarına devam ederek cezalarını dışarıda çekiyorlar” dedi.
 
“Çocuklar o süreçte demografik özellileri alınca her ne kadar yaş küçük de olsa sonuçta ekonomi bu dönemde çok önemli. Ayakta durmak ve yaşam sürdürebilmek için çalışmak, okumak istiyorlar” diye konuşan Bostancıoğlu, “Maalesef okuldan koptukları için eğitim sürecini tamamlayamıyorlar. İşverenlerin en az lise diploması istiyorlar. İş bulamıyorlar. Haliyle tekrar başa dönüyorlar. Bu bir döngü. ‘Herkes hata yapabilir’ düşüncesi kimsede yok çünkü hepimiz hatasız kullarmış gibi yaşıyoruz. Kapılar kapanınca ‘Beni zaten bu toplum dışlamış, ben neyin mücadelesini veriyorum ki?’ diyerek kendilerini bırakıyorlar” ifadelerini kullandı.  Akademik tezini yazdığı sırada çocuklarla vakit geçirip olumlu sonuçlar elde edince bir proje ile bunu devlet destekli bir hale getirmenin yollarını aradığını belirten Bostancıoğlu, “Dernekle denetimli serbestlik konusunda bir protokol yaptık. Adalet Bakanlığı’ndan izinler alındı, uzun bir süreç yaşadık. Ben bu projeyi yazınca Türkiye Yeşil Ay Cemiyeti’nin de bağımlılıkla ilgili hibe programına başvurduk. Onlar da projeye onay verdiler. Biz bu çocuklarla iletişim halinde olduğumuz için onları bir çatının altında birleştirmek daha uygun göründü. Şu anda bize gelen çocuklar denetimlilik kapsamında bize geliyorlar” dedi.
 
 
 
“ELLERİMİZİ TUTUN!”
Avrupa’da STK’lar ve yerel yönetimlerin birlikte çalıştığını ve bizim ülke genelinde böyle bir eksiklik yaşadığımızı söyleyen Bostancıoğlu, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bizim amacımız hayata dokunmak. Elimizden geldiğice destek olmaya çalışıyoruz ama dışarıdan da maddi ve manevi destek görmeyi beklemek en doğal hakkımız. Biz o hayatlara dokunmaya çalışırken kapımızı çalıp ‘Ben ne yapabilirim?’ demeleri bile bizim için çok önemli. Her şey illa maddi değil ama bugün bir sivil toplum kuruluşunun ayakta durması için elektrik, kira, su gibi faturalarının da ödenmesi gerekiyor. O yüzden ekonomik sıkıntılar devam ettiği sürece istediğiniz kadar çalışın toplumda yer gösteremiyorsunuz. Bir tanıtım için bile bütçe ayıramıyoruz. Kim bilir dışarıda dokunamadığımız kaç hayat var, biz onları düşündükçe bile üzüntü yaşıyoruz. Belediyelerle projeler yapabiliriz. Elimizi tutsunlar, el ele verelim. Bazı kuruluşlar ve büyük şirketler ‘bağımlılıkla mücadele’ dediğimizde geri çekiliyor, isimlerinin yan yana yazılmasını istemiyor. Halbuki bir hayat kurtaracaklar, bir çocuğun elinden tutacaklar, adeta hayat verecekler. Bir insanın hayatını değiştirmek kadar güzel bir şey olabilir mi? Yaşadığınız hayatta, bir hayata dokunmaktan daha mutluluk verici bir şey yaşayamazsınız…”
 


“ZOR ZAMANLAR YAŞADIK”
Yardım isteği ile kapılarının hiç çalıp çalmadığı sorusunu da yanıtlayan Başkan Bostancıoğlu, “Biz öyle zor zamanlar yaşadık ki bu dernekte. Bizi ayakta tutan şey hep o kapının çalması oldu. Destek göremiyoruz, yerel yönetimlere sesimizi duyuramıyoruz. O yüzden zaman zaman zor anlar yaşıyoruz. O kadar enteresan haberler var ki… Bizim derneğimizde şu anda 15 çocuğumuz var. Beden ve diksiyon eğitimi veriyoruz, ön muhasebe programını öğretmeye çalışıyoruz. Amacımız, çocukları bu programlarla bütünleyip hayata hazırlamak. Bugün 15 çocuğumuz var ama projemizin sürdürülebilirliği bizim için çok önemli. Nice 15’leri elde etmek istiyoruz. Bu süreç içerisinde görüştüğümüz şirketler, işyerleri oldu. Bu konuya çok sıcak bakan insanlardan biri İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş oldu, kendisine bir kez daha çok teşekkür ediyoruz. Yanına gittik ve derdimizi anlattık. Bu konunun ne kadar hassas olduğunu ve çocuklarımızın çok genç olduğunu söyledik. Şu anda 15 ve 24 yaş aralığında toplam 15 çocuğumuz var. Hepsi hata yapmış, ağır bağımlı değiller. Zaten ağır bağımlı olsa biz onları burada iyileştiremeyiz” diye konuştu.
 

Yağmur Gülü /Ege Telgraf 


 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
sanalbasin.com üyesidir